Süresiz Nafakada Süre Sınırı Tartışması
Evet, süresiz nafaka artık sadece akademik bir tartışma konusu değil. Anayasa Mahkemesi 4 Haziran 2026 tarihli kararıyla 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesindeki "süresiz olarak" ibaresini iptal etti ve gerekçeli karar 30 Eylül 2026'da Resmî Gazete'de yayımlandı. İptal hükmü dokuz ay sonra, 30 Haziran 2027'de yürürlüğe girecek, bu süre içinde TBMM'nin konuyu yeniden düzenlemesi bekleniyor.
Anayasa Mahkemesi'nin İptal Kararı Tam Olarak Ne Değiştiriyor?
Kararın kapsamını netleştirmek önemli. Anayasa Mahkemesi, Antalya 12. Aile Mahkemesi'nin önüne gelen bir nafaka kaldırma davasında önündeki itirazı değerlendirmiş ve TMK m.175/1'deki "süresiz olarak" ifadesini Anayasa'ya aykırı bularak oy çokluğuyla iptal etmiştir (AYM, E.2025/156, K.2026/131, T. 04.06.2026, Resmî Gazete No. 33386, T. 30.09.2026).
Burada yoksulluk nafakası kurumu tamamen ortadan kalkmıyor. Boşanma yüzünden yoksulluğa düşen ve kusuru daha ağır olmayan taraf, diğer eşten mali gücü oranında nafaka isteme hakkını korumaya devam ediyor. İptal edilen şey, bu nafakanın otomatik olarak ömür boyu, hiçbir süre sınırı olmadan bağlanabilmesiydi. Mahkemenin gerekçesinde evlilik süresi, tarafların yaşı ve sağlık durumu gibi somut ölçütler olmadan süresiz bir yükümlülüğün nafaka borçlusu için orantısız bir külfete dönüşebileceği vurgulanıyor.

Tartışma Neden Bu Kadar Kızıştı?
Meselenin neden bu denli hassas olduğunu anlamak için iki farklı senaryoyu yan yana koymak yeterli. Üç yıl süren ve çocuksuz biten bir evlilikte, yoksulluğa düşen taraf lehine hükmedilen nafaka, eski uygulamada da pratikte yıllar içinde kaldırılabiliyordu çünkü borçlu taraf genellikle TMK m.176 çerçevesinde değişen koşulları ispatlayabiliyordu. Asıl gerilim, yirmi beş yıllık bir evlilikte iş hayatından uzun süre çekilmiş, yaşı ilerlemiş ve yeniden çalışma hayatına dönme imkânı sınırlı olan tarafın durumunda ortaya çıkıyor.
Bu ikinci grupta nafaka, çoğu zaman gerçek bir geçim kaynağı. Süre sınırı getiren bir düzenleme bu kişiler için ciddi bir belirsizlik yaratıyor. Öte yandan nafaka yükümlüsü tarafında da, yeniden evlenmemiş ama fiilen başka biriyle yaşayan ya da ekonomik olarak kendi ayakları üzerinde durabilecek durumda olan alacaklılar nedeniyle süresiz yükümlülüğün haksız bir yük haline geldiği örnekler sık tartışılıyor. Tartışma, aslında bu iki gerçekliği aynı tek kuralla çözmeye çalışmanın yarattığı gerilimden besleniyor.
Anayasa Mahkemesi Daha Önce Aynı Kuralı Onaylamıştı
Bu kararın asıl dikkat çekici yanı, Anayasa Mahkemesi'nin görüşünü zaman içinde değiştirmiş olması. Mahkeme, 17.05.2012 tarihli bir kararında aynı "süresiz olarak" ibaresine yönelik bir itirazı reddetmiş ve hükmü Anayasa'ya aykırı bulmamıştı (AYM, E.2011/136, K.2012/72, T. 17.05.2012).
On dört yıl sonra mahkeme aynı hükmü bu kez Anayasa'ya aykırı buldu. Aradan geçen süre içinde kadının iş gücüne katılım oranındaki artış, boşanma sonrası yeniden evlenme ve çalışma hayatına katılım eğilimlerindeki değişim ve benzer meselelerde Yargıtay içtihadının evrim geçirmesi, bu görüş değişikliğinin arka planında akla gelen gelişmeler arasında sayılabilir.
Hangi Modeller Konuşuluyor?
TBMM'ye bu konuda daha önce de teklif sunulmuştu. Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı sonrasında tartışılan modeller arasında şu üç yaklaşım öne çıkıyor. Evlilik süresiyle orantılı nafaka süresi belirlenmesi, yani on yıl süren bir evlilikte nafakanın belirli bir katsayıyla sınırlı sürede ödenmesi. Kısa süreli evliliklerde ömür boyu nafaka zorunluluğunun tamamen kaldırılması. Nafaka miktarının yıllar içinde kademeli olarak azaltılarak sona erdirilmesi, borçlu tarafın yükünü aniden değil aşamalı biçimde hafifletmesi.

Hangi Model Daha Adil Olur?
Kanaatimizce evlilik süresiyle orantılı bir model, keskin beş yıllık sınırdan daha dengeli bir çözüm sunuyor. Sabit bir süre sınırı, yirmi yıllık bir evlilikle üç yıllık bir evliliği aynı kefeye koyma riski taşıyor. Oysa orantılı model, mahkemeye evliliğin süresi, tarafların yaşı, sağlık durumu ve çalışma kapasitesi gibi somut verileri değerlendirme alanı bırakıyor. Bu da AYM'nin gerekçesinde zaten işaret ettiği ölçütlerle örtüşüyor.
Sabit beş yıllık sınırın büyük risk taşıdığı nokta şu. İleri yaşta, uzun süreli evlilikten ayrılan ve yeniden iş hayatına katılma imkânı fiilen çok kısıtlı olan bir kişi için beş yıl sonunda nafakanın tamamen kesilmesi, sosyal devlet ilkesiyle gerilim yaratabilir. Kademeli azaltma modeli ise uygulamada en çok itiraz ve hesaplama ihtilafına açık model olarak görünüyor, çünkü her yıl için ayrı bir oran belirlemek mahkemeleri ek bir yük altına sokacaktır.
Yürürlüğe Girene Kadar Mevcut Taraflar Ne Yapmalı?
30 Haziran 2027'ye kadar yürürlükteki kurallar hâlâ geçerli. Bu, hâlihazırda nafaka alan veya ödeyen tarafların bu tarihe kadar hiçbir şey yapmaması gerektiği anlamına gelmiyor. Nafaka yükümlüsü tarafta, gelir durumu, yaşı veya sağlık durumu gibi koşullar belirgin biçimde değiştiyse, mevcut sistemde de TMK m.176 kapsamında nafakanın azaltılması veya kaldırılması davası açma imkânı halen mevcut. Bu konudaki şartları ve süreci daha ayrıntılı incelemek isteyenler nafaka yükümlülüğünün hangi hâllerde değiştirilebileceğine dair ayrı bir yazımızda bulabilir.
Nafaka alacaklısı tarafında ise asıl dikkat edilmesi gereken nokta, yeni düzenleme yürürlüğe girdiğinde mevcut nafaka hükümlerinin otomatik olarak sona ermeyeceği, kanunun bu geçiş dönemini nasıl düzenleyeceğinin henüz belirsiz olduğu.
Özetle şu noktalar takip edilmeli.
- İptal hükmü 30 Haziran 2027'de yürürlüğe giriyor, bu tarihe kadar mevcut nafaka kararları geçerliliğini sürdürüyor.
- Nafaka hakkının kendisi kalkmıyor, kalkan yalnızca sürenin otomatik olarak sınırsız olması.
- TBMM'nin bu dokuz aylık süre içinde yeni bir düzenleme çıkarması bekleniyor, ancak kesinleşmiş bir metin henüz yok.
- Koşulları değişen taraflar, yeni kanunu beklemeden mevcut mevzuat çerçevesinde dava yoluna başvurabilir.
Yasal Uyarı